Muhalefetin meşruiyeti
İktidar partisinin giderek kan kaybettiği bir süreçte… Hatta bir yıl önceki yerel seçimde çeyrek asırdır yönettiği İstanbul ve Ankara’yı bile kaybettiği bir süreçte...
Diğer yandan, hem bu son seçimin sonuçlarının hem de kamuoyu araştırmalarının Cumhur ittifakı oylarındaki erimeyi apaçık gösterdiği bir süreçte… Üstelik iktidar partisinden ayrılan kadroların iki ayrı iddialı parti olarak seçmen tabanı için alternatif oluşturduğu bir süreçte… Ama bütün bunlara rağmen iktidarın asker, polis, istihbarat, yargı vs. gibi devlet kurumları üzerindeki kontrolünün zayıflamak bir yana giderek güçlendiği bir süreçte… İşte böyle bir süreçte son yerel seçimde İstanbul ve Ankara’yı kazanmış olan ana muhalefet partisinin iktidarı ele geçirmek için bir askeri darbeye ümit bağladığına inananlar var.
Diğer yandan, hem bu son seçimin sonuçlarının hem de kamuoyu araştırmalarının Cumhur ittifakı oylarındaki erimeyi apaçık gösterdiği bir süreçte… Üstelik iktidar partisinden ayrılan kadroların iki ayrı iddialı parti olarak seçmen tabanı için alternatif oluşturduğu bir süreçte… Ama bütün bunlara rağmen iktidarın asker, polis, istihbarat, yargı vs. gibi devlet kurumları üzerindeki kontrolünün zayıflamak bir yana giderek güçlendiği bir süreçte… İşte böyle bir süreçte son yerel seçimde İstanbul ve Ankara’yı kazanmış olan ana muhalefet partisinin iktidarı ele geçirmek için bir askeri darbeye ümit bağladığına inananlar var.
İktidarın ‘2020’de erken seçim’ mecburiyeti
Erdoğan iktidarının çözmesi mümkün olmayan ikilemi şudur: Ülkeyi, içine soktuğu ekonomik krizden çıkarıp yeniden yüksek oranlı büyümeye geçiremeyeceği gerçeğine rağmen, günün birinde seçim sandığını seçmenin önüne koymaya mecbur olmak.
Ekonomik kriz ve durgunlukların, bunları yaratan iktidarlar aleyhinde siyasi sonuçları olur, her zaman olmuştur. Acımasız yasa, Erdoğan iktidarının aleyhinde de işliyor. Kriz etkisinin iktidara nasıl kaybettirdiğini 2019’daki iki yerel seçimde gördük, uzak olmayan bir gelecekte yine göreceğiz. Ama Erdoğan iktidarının seçim kaybetmek, iktidarı kazanana bırakmak ve muhalefete çekilmek gibi bir lüksü yok. Cumhurbaşkanı Erdoğan kendisini iktidarda kalmaya yıllar önce mahkum etmiştir; lakin seçim yapmadan iktidarını sürdürmesi de mümkün değildir. Ne kadar şanslıyız ki Türkiye, otoriter bir iktidarın baskıcı ve kötü yönetimi için halkın rızasını satın almak amacıyla kullanabileceği petrol ve doğalgaz gibi rant kaynaklarına sahip değil. Dolayısıyla Erdoğan Türkiye’sinin tam otoriterliğe geçmesi kolay görünmüyor. ‘Tam otoriterlik’, muhalefetin bütünüyle yasaklandığı, karşı görüş sahiplerinin tamamen susturulduğu, seçimlerin hiç olmadığı ya da düzmece olduğu bir rejimin siyaset bilimi literatüründeki adlarındandır. Tam otoriterliğin finansmanına Türkiye ekonomisinin halihazırdaki yapısı izin vermiyor.

Yorumlar
Yorum Gönder